Kayıtlar

İzotopi

Bir anlatının muntazam ve aynı şekilde okunmasına imkân veren oldukça ağdalı semantik kategoriler takımına izotopi denir ( A. J. Greimas; Greimas ve Courtes 1970: 188 ). İzotopi varlığı herhangi bir metinde hiyerarşik olarak sürekli bulanabilen anlambirimcikler kümesinin varlığına bağlıdır. İzotopiy i,belirli bir metindeki tutarlılık ilkesi ve bazen de metindeki unsurların aktüel takımı olarak algılayabiliriz. Bu bakımdan izotopi fenomeninin metinde geçen belirli bir mesajın anlam bütünlüğü olarak anlaşılacağını ve böylece metindeki müphem unsurlarla yüzleşen bir okurun bu belirsiz unsurları tek yanlı bir bakış açısına uyarlayarak çözmeye çalışacağını belirtmekte yarar vardır . İzotopileri aramaya yönelik bu tür bir araştırmalar, özellikle latifeli ve nükteli metinler dikkate alındığında dikkate değer bazı sonuçlar verir. Nitekim latife ve nükteye dayalı metinlerde zihinsel zevk iki değişik izotopiye dayanır (Greimas 1966:71). İzotopiye d air yapılan bu tanım, açıkça ifade etm...

GENÇ YAŞTA KAYBETTİĞİMİZ BİR ŞAİR: MUZAFFER TAYYİP USLU

Bir güzele Güzelliğini söylemek isterdim Aynalardan evvel Bir güzelle Yaşamak isterdim Güzel güzel. Yukarıdaki şiir Muzaffer Tayyib’in İsterdim başlıklı şiiridir. Bu şiirde Muzaffer Tayip fazla bir şey istememektedir. Onun bütün isteği sevdiği ile güzel güzel yaşamaktan ibarettir. Kimdir bu mütevazı şair? Yukarıdaki şiirini rastladığım zaman ben araştırma gereği duydum. Onun kısa hayatı beni çok etkiledi. Bu bahtsız şairi siz Politika okurları ile tanıştırmak istedim. Muzaffer Tayip fakir bir kenar mahalle şairidir. 1922’de doğmuştur. Babası emekli bir komiserdir. Zonguldak’ta büyümüştür. 1934’te soyadı kanunuyla birlikte Uslu soyadını almıştır. On yedi on sekiz  yaşındayken zaturreye yakalanmıştır. Zaturreyi atlatmış ama hastalığın nekahat döneminde iyi bakılamadığı için tüberküloz menenjite yakalanmış ve Temmuz 1946’da vefat etmiştir. Sohbetimize onun Arkadaşlık başlıklı şiiriyle devam edelim. Şiirler söylemek istiyorum size En tatlı ümitler için...

Balıkesir'in Altında Hangi Medeniyet Gizli

Balıkesir şehir merkezinde arkeolojik kazı alanının olup olmadığı sorusunu bugüne kadar bana birileri sorsaydı, bu soruya hayır cevabını verirdim. Fakat son günlerde eski gazeteleri karıştırırken, Balıkesir’in kadim tarihine ışık tutacak bazı ipuçlarına rastladım. Örneğin Doğumevi Hastanesi ve civarı eski devre ait pek çok eseri bünyesinde barındırmaktadır. Hatta eski eserlerle ilgilenen bazı dikkatli gözlemcilere göre, Doğumevi Hastanesi temel kazısında çıkan bazı arkeolojik eserler Etilere kadar gitmektedir. Nitekim 1938 senesinde Doğumevi Hastanesinin temeli kazılırken, hastanenin temel kazısında pek çok arkeolojik eser bulunmuştur. Temel kazısında çalışan işçiler, buldukları eserleri definecilere ve antikacılara satmışlar, böylece burada bulunan tarihi eserlerin önemli bir kısmı yağma edilmiştir. Hatta kazma esnasında, kıymetli bir heykel bulunmuş ve söz konusu heykel ortadan kaybolmuştur.  Eski eserlerle amatörce ilgilenen ve temel alanında yüzeysel inceleme yapan bir zatı...

BENJAMİN VE ADORNO: ELEŞTİREL EDEBİYAT TEORİSİ

Eleştirel teorinin kurucuları Benjamin ve Adorno’dur. Bu arada eleştirel teori yazarlarının Marksist teorilerin bazı terimlerini kullandıklarını, ancak bu terimleri Marksistlerden farklı bir anlamda kullandıklarını ifade etmiştik. Benjamin son dönem yazılarında materyalist bir tarih teorisi geliştirdi. Onun geliştirdiği materyalist görüş kaynağını Musevi Mesih inancından almaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi Adorno ise Kant ve Hegel arasında ihtiyatla gidip gelen bir teorik görüş taşıyordu. Adorno sanatla felsefe, daha doğrusu sanatın kavramsal yönüyle felsefe arasında bir ilişki arıyordu. Gerek Adorno, gerekse Benjamin, daha önce belirtildiği gibi kümülatif/birikerek çoğalan bir özgürleşme süreci olarak algılamıyorlardı. Buna karşılık Adornı ve Benjamin tarihi felaketlere doğru ilerleyen bir süreç olarak görüyorlardı. Onların böyle bir düşünceye sürüklenmesinin birtakım sebepleri vardı. 1.Filozoflar birinci ve ikinci dünya savaşlarına şahit olmuşlardı. 2. Faşizm ve nasyo...

Mikhail M. Bakhtin: Yeni Hegelci Estetik

Mikhail Bakhtin’in geliştiridiği estetik biraz farklıdır. Daha dorusu Bakhtin’in estetiği Lukacs ve Goldmann’ın anladığı anlamda Marksist bir estetik değildir. Gerçi Bakhtin’in kullandığı terimler ve geliştiridiği edebiyat teorisi Hegelci gelenekle yakından ilişkilidir. Fakat Bakhtin Hegelci geleneğin öncüllerine meydan okuyarak bir nevi Hegelci düşünceyi tersine çevirmiştir. Bakhtin edebî metinlerde belirsizlik, uyuşmazlık, çirkinlik ve groteskin rolü üzerinde yoğunlaşan bir teori geliştirmiştir. Daha önceki derslerimizde Bakhtin’in Hegelci klasizm geleneğine yakınlık gösterdiğini belirtmiştik. Ayrıca Rus nazariyatçının Friedrich Theodor Vischer’in geliştirdiği Yeni Hegelci anlayışın teorik görüşlerini yirminci yüzyılda yeniden ele aldığını vurgulamıştık. Grotesk estetik ve komiği vurgulayan Rus eleştirmenin Hegelci söyleme meydan okudu. Hatta Bakhtin, Marksistlerin uyum, ciddiyet ve monolojik yapı anlayışlarını yıkmış oldu. Hegelci klasik düşünüş biçimine alternatif düşünüş ...

BİRİNCİ TÜRK DİLİ KURULTAYININ İZMİR’E YANSIMALARI

Doç. Dr. Mustafa ÖZSARI Balıkesir Üniversitesi Türk Dili Tetkik Cemiyeti Atatürk’ün direktifleriyle 12 Temmuz 1932’de kuruldu. Bu cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını aldı. Faaliyetlerini günümüzde de sürdüren bu kurum ilk bilimsel toplantısı olan Birinci Türk Dili Kurultayını, kuruluşundan yaklaşık iki buçuk ay sonra, 26 Eylül 1932’de gerçekleştirdi. Kurultay, 26 Eylül 1932’den 6 Ekim 1932’ye kadar 11 gün sürdü. Söz konusu kurultay bünyesinde yapılan çalışmalar ve kurultay’da alınan kararlar Türkçenin gelişmesi, sadeleşmesi ve modern bir dil haline gelmesi açısından önemlidir. Hatta kurultay süresince yapılan çalışmaların yanı sıra, kurultaydan önce ve kurultayı takip eden günlerde Türk diline yönelik yazılı basında yoğun tartışmalar yapılmıştır. Buna ilave olarak bu kurultay ile birlikte dil meselesi sadece entelektüel kesimin ve devletin bir meselesi olmaktan çıkmış, halkın tamamını ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir. Böylece dil devriminde herkesin katkı s...